29 Nisan 2012 Pazar
Kritiğe Kritik: Aşkın Metalaştırılması
İnsan düşünen, metamorfozundan payını aldığı kadarıyla -alabildiyse- 'düşüne-bilen' bir varlıktır. Peki ne düşünür ki bu insan kendi oluşumunun yalnızca minicik yüzdelik dilimlerini kullanarak? Biri bir şey mi dedi? Hıı, nee?? Aşk?!
Elle tutulur, işin uzmanlarınca mıncıklanır, en karmaşık organ olan beyne sahipseniz, her konuda olur olmaz konuşma hakkına da sahipsinizdir. Gelin görün ki ağzınızdan çıkan şey'ler az çok sahip olduğunuz düşünsel ziynetin kıymetini bilip bilmediğinizi ortaya döker. Varlığımızın ilk gününden beri üzerine kafa yorulmuş, farklı açılardan kitaplaştırılmış hazır nutukları seçmeniz -ki bu aşk oluyor- bu yüzdendir. Bu konu sizi ele vermez, bilhassa takdir edilirsiniz uyuşturulmuş beyinlerce.
Aşkın tanımını yapmıyorum henüz, yazarın tanımı da değil anlattıklarım maalesef: Yazan'ın tanımı.
Aşk, hakkında konuşulması kolay konudur: Karşınızdaki kişi, görüşünüze katılmasa bile aşk sonsuz boyutlu bir prizma olduğundan, sizinkinin de yalnız bir boyut olduğunu kabul edip "Vay anasını, adam konuştu abi yaa!" der. Böylelikle, şanınız alır yürür zaten. Fikirleriniz bir yandan yayılırken, savrulduğu laf aralarında adınız silinir altından. Derken kırıla kırıla oluşan yeni açılar, salına salına yeni boyutlar oluşturur. Sizin boyutun esamesi okunmaz, prizmadaki yeri ve varsa katkısı görülmez olur.
Prizma örneği, benim kendi krallığımı ilan ettiğim kendi boyutumdur. İşte bu boyut, aşk tanımını yaptığım noktadır. Ben yazar değil yazanım bu konu altında zaten, ben de hali hazırda kitaplaştırılmış olan olguyu seçtim. Ve yazım da üç vakte kadar prizmada görünmez olacak.
Evet, aşk hakkında konuşur-yazarım ama Aşk'ı bilmem. Anlattığım üç basit cümleyi allayıp pullar, azıcık da ısıtarak servis ederim. Siz de yersiniz.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)