11 Kasım 2010 Perşembe

Hüsn-i "Tahlil"

Seninle konuştuğumuz zamanların çoğunu ailemle ilgili söylenerek geçiriyormuşum sanırım. Ne aptalmışım! Birgün en kötüsünün bile kıymetini anlayacağımı söylerdin: Anladım..

Meğer yıllardır anne dediğim kadına doya doya sarılmamışım! Birkaç dakika önce farkedebildim inanabiliyor musun kim bilir en son ne zaman sarıldım.. Bu sarılma da tesadüfen oldu tabii.. Sadece kararsız küçük bir kızdım o an ve sadece seninle doluydu kafa tasım.

Sesini duyuyormuş gibi kulaklarımı uğuldatan binlerce çizgi arasından "çitlembik" diyişini görünce kendimı duymaya başladım; mutluydum uzun zaman sonraki "bir an". Kaç defa gözüm kapalı okudum, kaç defa duydum bilmiyorum. Ama akşamdan kalma bir sesle şimdi avaz avaz soluklanıp hararetle yutkunuyordu bünyem. Kocaman bir günüm "benzemez kimse sana" diyerek yüce üstada eşlik edip ağız dolusu neşe toplamakla geçti. Eve koşa koşa geldim yine çizgilerini görmek için ama bugün içinden geçen her ne varsa görünmez kalmalarını istemiştin. Çizgilerin bomboştu..

Beni biliyorsun, anında karar veren bir "estim akıllı" da olsam kararsız yanım her zaman kantarı korkutur. Kararsızlık dediğim şey "Seviyor muyum? Sevmiyor muyum?" değil elbet, tahmine açık tek konu var ki bu durumda kantardan daha fazla korkarım. Suratım bin parça düştü vesselam..

Huysuz olduğum bu vakitlerde karşıma çıkıp tek söz söyleyeni ağzını açmamaya yemin ettirecek kadar kırıcı olabildiğimden haliyle çabuk anlaşılır moralimin kaç "asalak" çarpanı olduğu. Hararetli hararetli sustum yine. Sadece sustum, sessizce parçalarımı toplayacaktım.

Uyurgezer olmuştum ve bilinçsizce kendimi onun yanında buldum. Birileri benim yerime gözlerimi, dudaklarımı kullanıp pervasızca "anne birlikte uyuyalım" diyivermişti karşısına çıkan ilk güzel kadına. Gülümseyip bana kollarını açan kadının yanına uzanmıştım. Başımı, bütün yüzümü boynuna bastırıp bir yandan gözlerime dur emri verirken gerçekten olağanüstu kokan o kadına binlerce kez anne diyordum. Uykusunda bile yanında olduğumun farkında bir mekanizmaydı. Yarım asrın ve hala ev geçindirmek zorunda kalıp akşama kadar koşmanın bahşettiği yorgunlukla ninni gibi horluyordu. Öpsem anlamaz, sabaha unutur diyerek kimseyi öpmediğim kadar güzel öptüm yanaklarını. Farkedip aynı şekilde uzun uzun öpmüştü yanağımı. Öyle güzel, öyle sıkı sarılmışızki utanıp yeniden uyumasını bekledim yanından kalkabilmek için. Bu zamana kadar ne kadar sert davransam da sevmiş beni annem. Çok sevmiş..

İşte sayende birkaç şey daha öğrendim yine. Hayatıma girdiğin günden beri böyle geciken anılarımı tamamlama fırsatım oluyor. Tastamam büyüyeceğim.

7 Kasım 2010 Pazar

Yarım yamalak

Hayal et diyen her şarkı için bir aynaya tükürüp her defasında milyonlarcasını kırıyorum. Minare gibi inşa ettiğim tek bir soruya cevap olacak bir kılıf biçmek zorundayım, daha terzi olamamış ama iğne yaralarıyla güzelleşen, güzelleştikçe parlayan ellerimle. Çocuk ellerimle..

Bana bir kılıf verirdin belki ipek kumaştan, süslü ve yaldızlı, belki de baştan savma, yamalı... Farketmezdi gerçi. Yine de süslü birşeyler bekledikten sonra yamalısını verdiğinde hayallerimden olmamak, bu da yetmiyormuş gibi bir de ağlamamak için ilk olarak yamalı kılıfa alıştırdım aslında kendimi. Çocuk fikrimle..

Hep tanıdığım o ince adamdın işte. Sen bile o adamı tanımıyordun ama ben tanıyordum. Yine bütün inceliğinle ellerimi avuçlarına almıştın. Ellerim hep yanardı ruhumun yarısını sana verdiğimden beri. Şimdiyse avuçların, yarımı tamamlıyor gibiydi. Avuçlarımda ruhlar açtı, ruhlar büyüdü. Biliyorduk işte, yalnız biz biliyorduk. Bir alazdı ruh yarısı ve ruhlarım birleşince insandım ben. İnceliğin beni süslü ve yaldızlı ipeklerle kandırmaya kıyamayacak kadar erkek, yamalılarla soldurmaya kıyamayacak kadar kadın ve en çok da barındırabileceğinden fazla şefkat biriktirdiğin bir ebeveyn olmaya yetecek kadar inceydi. Hayrandım hep sana. Çocuk kalbimle seviyordum.

Senden o kılıfı korkarak istedim sonunda. Hala ellerim, ruhlarım sendeydi ve öyle acıklı gülümsüyordunki gizlemeden. "Sana, hatta bize kim bir kılıf verebilirki çitlembik." demiştin. Ancak şimdi farkedebiliyorum ama sanırım yamalı lanet olası kılıfı görmektense ulu orta minaremle kalmayı yeğliyordum hep. Yine beni incitmemiştin koca kalpli adam.

Hayal et diyen her şarkı için yaşıyorum artık. Sevimsiz olan herşeyi pastel boyalarımla beceriyorum; rengarenk olmalılar. Yaşamalıyız hepsini. Çocuk heyecanımla inanıyorum buna. Sende bir çocuk olmalısın ipe sapa gelmez. "Mızıkçı velet" diye kızmalıyım sana, kavga etmeliyiz ve barışmalıyız hergün adın gibi. İtişmeliyiz ki sevdiğimi anlamayasın. Çocukken hayal etmeliyim hepsini. Taa çocukken.. "Özel yapım bir cam fanusta, Mcgyver korumalı bizi.." senin dediğin şekliyle.

Sonra bir gün ansızın gidiverirsin ardında adi bir şarkı bırakma klişesiyle. Zaman geçmek bilmezken kendime bir oyun kurarım küçükken dinlediğim masallardaki gibi. Kocaman bir kalem olur kendime ait.

Gizli gizli büyürüm sen gelene kadar. Sen gelince bak büyüdüm işte diyip seni şaşırtacağım. Çocuk gözlerimle göstereceğim sana bir bir söylediklerimi. Hayal edebilirim.