İşte tam bugün hatta şu anda okuman için buraya güncelliyor olacaktım! Ama aptalım ve kaybettim. Ama çok şey birikmişti.. Ama biriken bir şeyler vardı; ama bir defter vardı.. Sen bunu bil yeter.. Mutlaka bulacağım.
29 Aralık 2010 Çarşamba
11 Kasım 2010 Perşembe
Hüsn-i "Tahlil"
Seninle konuştuğumuz zamanların çoğunu ailemle ilgili söylenerek geçiriyormuşum sanırım. Ne aptalmışım! Birgün en kötüsünün bile kıymetini anlayacağımı söylerdin: Anladım..
Meğer yıllardır anne dediğim kadına doya doya sarılmamışım! Birkaç dakika önce farkedebildim inanabiliyor musun kim bilir en son ne zaman sarıldım.. Bu sarılma da tesadüfen oldu tabii.. Sadece kararsız küçük bir kızdım o an ve sadece seninle doluydu kafa tasım.
Sesini duyuyormuş gibi kulaklarımı uğuldatan binlerce çizgi arasından "çitlembik" diyişini görünce kendimı duymaya başladım; mutluydum uzun zaman sonraki "bir an". Kaç defa gözüm kapalı okudum, kaç defa duydum bilmiyorum. Ama akşamdan kalma bir sesle şimdi avaz avaz soluklanıp hararetle yutkunuyordu bünyem. Kocaman bir günüm "benzemez kimse sana" diyerek yüce üstada eşlik edip ağız dolusu neşe toplamakla geçti. Eve koşa koşa geldim yine çizgilerini görmek için ama bugün içinden geçen her ne varsa görünmez kalmalarını istemiştin. Çizgilerin bomboştu..
Beni biliyorsun, anında karar veren bir "estim akıllı" da olsam kararsız yanım her zaman kantarı korkutur. Kararsızlık dediğim şey "Seviyor muyum? Sevmiyor muyum?" değil elbet, tahmine açık tek konu var ki bu durumda kantardan daha fazla korkarım. Suratım bin parça düştü vesselam..
Huysuz olduğum bu vakitlerde karşıma çıkıp tek söz söyleyeni ağzını açmamaya yemin ettirecek kadar kırıcı olabildiğimden haliyle çabuk anlaşılır moralimin kaç "asalak" çarpanı olduğu. Hararetli hararetli sustum yine. Sadece sustum, sessizce parçalarımı toplayacaktım.
Uyurgezer olmuştum ve bilinçsizce kendimi onun yanında buldum. Birileri benim yerime gözlerimi, dudaklarımı kullanıp pervasızca "anne birlikte uyuyalım" diyivermişti karşısına çıkan ilk güzel kadına. Gülümseyip bana kollarını açan kadının yanına uzanmıştım. Başımı, bütün yüzümü boynuna bastırıp bir yandan gözlerime dur emri verirken gerçekten olağanüstu kokan o kadına binlerce kez anne diyordum. Uykusunda bile yanında olduğumun farkında bir mekanizmaydı. Yarım asrın ve hala ev geçindirmek zorunda kalıp akşama kadar koşmanın bahşettiği yorgunlukla ninni gibi horluyordu. Öpsem anlamaz, sabaha unutur diyerek kimseyi öpmediğim kadar güzel öptüm yanaklarını. Farkedip aynı şekilde uzun uzun öpmüştü yanağımı. Öyle güzel, öyle sıkı sarılmışızki utanıp yeniden uyumasını bekledim yanından kalkabilmek için. Bu zamana kadar ne kadar sert davransam da sevmiş beni annem. Çok sevmiş..
İşte sayende birkaç şey daha öğrendim yine. Hayatıma girdiğin günden beri böyle geciken anılarımı tamamlama fırsatım oluyor. Tastamam büyüyeceğim.
7 Kasım 2010 Pazar
Yarım yamalak
Hayal et diyen her şarkı için bir aynaya tükürüp her defasında milyonlarcasını kırıyorum. Minare gibi inşa ettiğim tek bir soruya cevap olacak bir kılıf biçmek zorundayım, daha terzi olamamış ama iğne yaralarıyla güzelleşen, güzelleştikçe parlayan ellerimle. Çocuk ellerimle..
Bana bir kılıf verirdin belki ipek kumaştan, süslü ve yaldızlı, belki de baştan savma, yamalı... Farketmezdi gerçi. Yine de süslü birşeyler bekledikten sonra yamalısını verdiğinde hayallerimden olmamak, bu da yetmiyormuş gibi bir de ağlamamak için ilk olarak yamalı kılıfa alıştırdım aslında kendimi. Çocuk fikrimle..
Hep tanıdığım o ince adamdın işte. Sen bile o adamı tanımıyordun ama ben tanıyordum. Yine bütün inceliğinle ellerimi avuçlarına almıştın. Ellerim hep yanardı ruhumun yarısını sana verdiğimden beri. Şimdiyse avuçların, yarımı tamamlıyor gibiydi. Avuçlarımda ruhlar açtı, ruhlar büyüdü. Biliyorduk işte, yalnız biz biliyorduk. Bir alazdı ruh yarısı ve ruhlarım birleşince insandım ben. İnceliğin beni süslü ve yaldızlı ipeklerle kandırmaya kıyamayacak kadar erkek, yamalılarla soldurmaya kıyamayacak kadar kadın ve en çok da barındırabileceğinden fazla şefkat biriktirdiğin bir ebeveyn olmaya yetecek kadar inceydi. Hayrandım hep sana. Çocuk kalbimle seviyordum.
Senden o kılıfı korkarak istedim sonunda. Hala ellerim, ruhlarım sendeydi ve öyle acıklı gülümsüyordunki gizlemeden. "Sana, hatta bize kim bir kılıf verebilirki çitlembik." demiştin. Ancak şimdi farkedebiliyorum ama sanırım yamalı lanet olası kılıfı görmektense ulu orta minaremle kalmayı yeğliyordum hep. Yine beni incitmemiştin koca kalpli adam.
Hayal et diyen her şarkı için yaşıyorum artık. Sevimsiz olan herşeyi pastel boyalarımla beceriyorum; rengarenk olmalılar. Yaşamalıyız hepsini. Çocuk heyecanımla inanıyorum buna. Sende bir çocuk olmalısın ipe sapa gelmez. "Mızıkçı velet" diye kızmalıyım sana, kavga etmeliyiz ve barışmalıyız hergün adın gibi. İtişmeliyiz ki sevdiğimi anlamayasın. Çocukken hayal etmeliyim hepsini. Taa çocukken.. "Özel yapım bir cam fanusta, Mcgyver korumalı bizi.." senin dediğin şekliyle.
Sonra bir gün ansızın gidiverirsin ardında adi bir şarkı bırakma klişesiyle. Zaman geçmek bilmezken kendime bir oyun kurarım küçükken dinlediğim masallardaki gibi. Kocaman bir kalem olur kendime ait.
Gizli gizli büyürüm sen gelene kadar. Sen gelince bak büyüdüm işte diyip seni şaşırtacağım. Çocuk gözlerimle göstereceğim sana bir bir söylediklerimi. Hayal edebilirim.
Bana bir kılıf verirdin belki ipek kumaştan, süslü ve yaldızlı, belki de baştan savma, yamalı... Farketmezdi gerçi. Yine de süslü birşeyler bekledikten sonra yamalısını verdiğinde hayallerimden olmamak, bu da yetmiyormuş gibi bir de ağlamamak için ilk olarak yamalı kılıfa alıştırdım aslında kendimi. Çocuk fikrimle..
Hep tanıdığım o ince adamdın işte. Sen bile o adamı tanımıyordun ama ben tanıyordum. Yine bütün inceliğinle ellerimi avuçlarına almıştın. Ellerim hep yanardı ruhumun yarısını sana verdiğimden beri. Şimdiyse avuçların, yarımı tamamlıyor gibiydi. Avuçlarımda ruhlar açtı, ruhlar büyüdü. Biliyorduk işte, yalnız biz biliyorduk. Bir alazdı ruh yarısı ve ruhlarım birleşince insandım ben. İnceliğin beni süslü ve yaldızlı ipeklerle kandırmaya kıyamayacak kadar erkek, yamalılarla soldurmaya kıyamayacak kadar kadın ve en çok da barındırabileceğinden fazla şefkat biriktirdiğin bir ebeveyn olmaya yetecek kadar inceydi. Hayrandım hep sana. Çocuk kalbimle seviyordum.
Senden o kılıfı korkarak istedim sonunda. Hala ellerim, ruhlarım sendeydi ve öyle acıklı gülümsüyordunki gizlemeden. "Sana, hatta bize kim bir kılıf verebilirki çitlembik." demiştin. Ancak şimdi farkedebiliyorum ama sanırım yamalı lanet olası kılıfı görmektense ulu orta minaremle kalmayı yeğliyordum hep. Yine beni incitmemiştin koca kalpli adam.
Hayal et diyen her şarkı için yaşıyorum artık. Sevimsiz olan herşeyi pastel boyalarımla beceriyorum; rengarenk olmalılar. Yaşamalıyız hepsini. Çocuk heyecanımla inanıyorum buna. Sende bir çocuk olmalısın ipe sapa gelmez. "Mızıkçı velet" diye kızmalıyım sana, kavga etmeliyiz ve barışmalıyız hergün adın gibi. İtişmeliyiz ki sevdiğimi anlamayasın. Çocukken hayal etmeliyim hepsini. Taa çocukken.. "Özel yapım bir cam fanusta, Mcgyver korumalı bizi.." senin dediğin şekliyle.
Sonra bir gün ansızın gidiverirsin ardında adi bir şarkı bırakma klişesiyle. Zaman geçmek bilmezken kendime bir oyun kurarım küçükken dinlediğim masallardaki gibi. Kocaman bir kalem olur kendime ait.
Gizli gizli büyürüm sen gelene kadar. Sen gelince bak büyüdüm işte diyip seni şaşırtacağım. Çocuk gözlerimle göstereceğim sana bir bir söylediklerimi. Hayal edebilirim.
28 Ağustos 2010 Cumartesi
Yüz Defter

Beynimin tecavüze uğradığı bir günde haberini alıyorum kargalar kendi pisliğinde boğulmamışken daha. Bir aşkın komasındaymışsın. Kızdım belki ama "yetiş doktor" dedi senden nefret eden bir ses. Bense ilacı elinde gelen bir celladın öpücüğü kadar kaltağım yalnızca: Komadan çıkman için öldürüyorum seni!
İyi olacaksın.. Bitkisel değil bitişsel hayattasın bana doğru, evet. Merak etme seni seviyorum bu aralar. Ve sadece sana patentli bütün bunlar.
02:08
6 Ağustos 2010 Cuma
Anlatacak çok şey var
Öyle çok yağdı ki yağmur..
Toprak beslendi.. toprak güçlendi..
Zamanı gelecek sözlerin.. çok fazla birikti..
Toprak beslendi.. toprak güçlendi..
Zamanı gelecek sözlerin.. çok fazla birikti..
10 Temmuz 2010 Cumartesi
İskender'iye
bir dudaktan bir kulağa gidenler
bir kalbi diğerine nasıl da diker..
herkes imrenir ve kimse dikkat etmezki
kalbe defalarca batıp çıkan iğne hep acıtır..
bir kalbi diğerine nasıl da diker..
herkes imrenir ve kimse dikkat etmezki
kalbe defalarca batıp çıkan iğne hep acıtır..
5 Haziran 2010 Cumartesi
Zahirden
Koynuma sakladığın gözyaşlarımdı görmediğini sandıkların
Dokunduğun halde hissedemediklerin
Sahi hissedememiş miydin?
Yoksa bir kabuğun altına bakmaktan mı korktun?
Ya özü ellerine yapışır da suçun görünürse?
Ya da yalnızca özü kanatmaktan mı korktun?
İhtimaller denizi bu olsa gerek
Dibe vurup dağılmak istemiştik ya hani:
Yanılmışız!
Dibe vurunca dağılmak değil,
Dibe vurunca sağlam kalmak değil,
Dipte ne yaşarsan yaşa
Sadece birlikte olmakmış.
Ya da kalp kalbe..
Şimdi tüm vücudum akıntıya bırakmışken kendini..
Sanki bana dokunabilecekmiş gibi
Dışarıdaki yağmuru diliyorum;
Durmamasını.. Sarmasını..
Akıntının değil yağmurun boğmasını diliyorum!
Usulca...
Dokunduğun halde hissedemediklerin
Sahi hissedememiş miydin?
Yoksa bir kabuğun altına bakmaktan mı korktun?
Ya özü ellerine yapışır da suçun görünürse?
Ya da yalnızca özü kanatmaktan mı korktun?
İhtimaller denizi bu olsa gerek
Dibe vurup dağılmak istemiştik ya hani:
Yanılmışız!
Dibe vurunca dağılmak değil,
Dibe vurunca sağlam kalmak değil,
Dipte ne yaşarsan yaşa
Sadece birlikte olmakmış.
Ya da kalp kalbe..
Şimdi tüm vücudum akıntıya bırakmışken kendini..
Sanki bana dokunabilecekmiş gibi
Dışarıdaki yağmuru diliyorum;
Durmamasını.. Sarmasını..
Akıntının değil yağmurun boğmasını diliyorum!
Usulca...
Tekrar
Şarkın bir kuyuymuşçasına dipsizse
Ve o isim bir yıldız gibiyse;
Başka ışıklar göründükçe silinen,
İşte bunu kendi çaldığın gün,İşte o gün karar verdin arkadaş!
Ve o isim bir yıldız gibiyse;
Başka ışıklar göründükçe silinen,
İşte bunu kendi çaldığın gün,İşte o gün karar verdin arkadaş!
8 Nisan 2010 Perşembe
Cevap: "Aşk Durdukça"
Şiiri şiir yapan ben,
Beni şiir yapan kalem değil
ki sen..
İki satır mutluluk aktı içimden!
Beni şiir yapan kalem değil
ki sen..
İki satır mutluluk aktı içimden!
Bulutsuz
Merdivenleri bir kere daha seviyorum artık.
Sana ulaşmayı da Haşim öğretmişti hani..
Ona da sevgim arttı bir kat daha..
Dream Theater mı?
Onu da her gün dinlemeye başladım yine..
Hafızamda dondurduğun ne varsa
Sana inadımdan mı yoksa
bağımlılığımdan mı bilemiyorum
Ama çözülüyor işte yine
Farkında olmadan ben
Aklımı her kurcaladığında
Ya da ben kendimi buna bıraktığımda
Doğru yoldayım diyorum
Bazen de kadercilik oyunu oynuyorum
Bitmeyen "umarım"ları umuyorum..
Sana ulaşmayı da Haşim öğretmişti hani..
Ona da sevgim arttı bir kat daha..
Dream Theater mı?
Onu da her gün dinlemeye başladım yine..
Hafızamda dondurduğun ne varsa
Sana inadımdan mı yoksa
bağımlılığımdan mı bilemiyorum
Ama çözülüyor işte yine
Farkında olmadan ben
Aklımı her kurcaladığında
Ya da ben kendimi buna bıraktığımda
Doğru yoldayım diyorum
Bazen de kadercilik oyunu oynuyorum
Bitmeyen "umarım"ları umuyorum..
6 Nisan 2010 Salı
Enstrumansız Solo
Dökmekle bitmedi içim
Kayıp bir eşyayı aramak gibi..
Ben asıl ruh bestesini severim:
Bir kırık keman,
Bir akorsuz gitar..
Ruhuma diyecek yok şimdi!
Kayıp bir eşyayı aramak gibi..
Ben asıl ruh bestesini severim:
Bir kırık keman,
Bir akorsuz gitar..
Ruhuma diyecek yok şimdi!
Okyanus Koleksiyonu
Hırçınlığım sırf rüzgardan değil,
Bütün bu dalgalanmalarım da..
Koskoca okyanus, Karadeniz'e özenip
Öfkeyle boy gösterisi mi yapmalı illa?!
Belki sadece bir balık görmüştür..
Olamaz mı?
Onu saracak bir okyanus varken
Kimsesizliğini görmüştür..
Olamaz mı?
Bütün bu dalgalanmalarım da..
Koskoca okyanus, Karadeniz'e özenip
Öfkeyle boy gösterisi mi yapmalı illa?!
Belki sadece bir balık görmüştür..
Olamaz mı?
Onu saracak bir okyanus varken
Kimsesizliğini görmüştür..
Olamaz mı?
Kaçak Tabu
Kendime bile sormadan,
Kendimi bile susturarak,
Kendimi hapsettiğim:
İşte bu tabu kalesi!
Kendimi dinlerken tek kaçabilen,
Sonra yine zihnime sığınıp,
Ağzımdan laf almaya çalışan suçlu..
İşte bu sensin!
Kendimi bile susturarak,
Kendimi hapsettiğim:
İşte bu tabu kalesi!
Kendimi dinlerken tek kaçabilen,
Sonra yine zihnime sığınıp,
Ağzımdan laf almaya çalışan suçlu..
İşte bu sensin!
Benlik Kavgası
Kulağımda aynı sesle yine ben,
"Buymuşuz işte" diyorum.
Noktana, virgülüne kadar
Tekrar tekrar hatırlamakmış özlem..
Tekrar tekrar yazmak,
Göremediğim seni öpmek,
Sana dokunabilmek pahasına vurmak,
Hatta belki biraz da sövmekmiş..
Anladım ölüm celbi değil bu henüz..
Gözümde tütmen değil
ki yazdıklarım..
Göztaşım can'ın ellerinde
"Boşluğu görmüyorum" demek
gibi bu sevebilmek..
Hala geri sayım'ı hatırlıyorum
"Buymuşuz işte" diyorum hala..
Tekrar tekrar deniyorum
Bitmeyen kavgayı ateşe veriyorum
Beni.. Hatta seni de!
Ve yine ben..
Kulağımda aynı sesle..
"Buymuşuz işte" diyorum.
Noktana, virgülüne kadar
Tekrar tekrar hatırlamakmış özlem..
Tekrar tekrar yazmak,
Göremediğim seni öpmek,
Sana dokunabilmek pahasına vurmak,
Hatta belki biraz da sövmekmiş..
Anladım ölüm celbi değil bu henüz..
Gözümde tütmen değil
ki yazdıklarım..
Göztaşım can'ın ellerinde
"Boşluğu görmüyorum" demek
gibi bu sevebilmek..
Hala geri sayım'ı hatırlıyorum
"Buymuşuz işte" diyorum hala..
Tekrar tekrar deniyorum
Bitmeyen kavgayı ateşe veriyorum
Beni.. Hatta seni de!
Ve yine ben..
Kulağımda aynı sesle..
Yarasal
Aklımdan geçen belli başlı kelimeler
Çığlıklar, göz yaşları ve diğerleri...
Unutulma, yok olma arzusu
Değil mi ki ölüm
gibi bu son yaralar...
Çığlıklar, göz yaşları ve diğerleri...
Unutulma, yok olma arzusu
Değil mi ki ölüm
gibi bu son yaralar...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)