20 Nisan 2017 Perşembe

Bulut gibi

Ölü gibi morardı ellerim içimin boşluğunda. Neden? Yalnızlık korkusu mu yoksa kaybına üzülünecek cinsten bir sevda mı bu iki ömre tekabül eden? Hıncımdan mı aldattım vicdanımı yoksa bir şey kalmamış mıydı ayırt edemiyorum inan ama konuşmaya ihtiyacım var. Kendimle.

En çok aklıma düşen şey ondan geriye ne kalacağı. Hatta hiçbir şey kalmayışı en korkuncu. Tecavüze uğramış bir vücutta ne çiçekler açmıştı oysa onunla sevişirken. Süt beyazı boynumda ve dahi bütün bedenimde dudakları satır satır gezinirken bulutları yırtmıştım çarşaf çarşaf. Ne kabuslara sarılmıştı benim için. Ne ninnilere uyanmıştı gönlüm.

Sonra o elleri vardı öpmeye koklamaya doyamadığım, Allah seni başımdan eksik etmesin dedirten. Böyle ata erkil söylemlere hep kızan ben, artık en çok bu cümleyi geçiriyordum içimden. Nasıl anlatılır bu duygu bilmiyorum ama elleri bana ölümlülerden çok uzakta hissettiriyordu. Hep benimdi; en az sahip olduğum, en çok özlediğim parçamdı. Avuçlarıma oturup öylesine yakardı ki... Bir şey eksik hep, bir türlü tamamlayamadım.

Ben hiç yaşamamış olmanın korkusuyla, acı içinde inleyerek yeniden hayata dönmüşken şimdi o bir ölü kadar katı ördüğü duvarın arkasında. Hatta kör, hatta sağır, hatta dilsiz. Geri dönsün diye verdiğim hiçbir nefes ona can olamadı. Bu hale ben getirdim, ben bitirdim ama ben de bitmiştim. Artık yaptığı tek şey göz yaşımla sel olmak sakladığı eski bakışlarını içinden kaçırdığında. Sadece dua edebiliyorum çaresizce ya acımı al içimden ya da bir işaret ver yaşamaya dair diye. Sonrası o an camdan ses veren o güvercine sarılışımdan ibaret.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder