21 Nisan 2011 Perşembe

KAST-I REVAN

Artık karşı karşıyalardı. Soluk renkli, hasta bir odada tavanla göz gözeydi adam. Karşısındaki kadınla değil de tavanla göz gözeydi evet. Kadında soru sorarcasına bakan bir çift göz yoktu yerinde; zihninden ne geçiyorsa olduğu gibi göz yuvalarından akıyordu, saklama gereği duymuyordu kadın da zaten. Bu sayede göz yuvaları hep nemliydi ve bir çift gözün o bembeyaz ipek çarşaf gibi bir dokuyla ciltlenmiş yuvarlak hatlı yüze verebileceği bütün güzelliklerden daha çok şey katıyordu kadına boşluklar..

Karşılıklı susmak en büyük erdemleriydi. Adam günlerce, haftalarca o tavana bakacak olsa da kadın hep rengarenk akıtıyordu zihnini. Bu sefer kıpkızıl bir renk seçmişti kadın. Kızgınlık değil kırgınlık akıtıyordu. Korkuyordum ben ise.. Düpedüz kanıyordu kadın! Adamın ne yaptığını çok merak ediyordum. Ah bir tek kelime sarf etseler belki anlayabilirdim olanları ama bu ihtimali bile ortadan kaldırıyordu sadece susarak iletişim kuruyor olmaları. Niçin bu kadar kırık-kristaldi, nasıl böyle kekremsi fakat cennetten kopmuşçasına nefis kokabiliyordu akan sıvı?

Adam kadının neye bu kadar kırıldığının farkındaydı ama suçundan sonsuza dek kaçabilecekmiş gibi, kadının karşısına bir daha hiç çıkmayacakmış gibi ve hatta kadının bu kırgınlığı dile getirmeyeceğini biliyormuş gibi rahatça susabiliyordu.

Kadın satır satır kanıyordu hala. Bu kadar kırılmayla ölmezdi en nihayetinde. Son bir defa adamın yüzüne baktı derin derin. Kadının bakışlarının nasıl da ziynete dönüştüğünü görünce fark ettim ki adamın güzelliği paha biçilemez ölçüdeydi kadın için. Saatlerce, günlerce baktı adama ziynet kanaya kanaya. Canı acıyor gibi görünmüyordu kadın. Günler sonra ilk defa odada bir kıpırdanma oldu. Zihninde kalan son görüntünün adama ait olmasını istiyormuşçasına indirdi gözlerine perdelerini. Kızıl-kekremsi kokan o sıvıyla ve adama bakmaya doyamadığı anlarda döktüğü ziynetlerle yazdığı satırlar tastamamdı ve arkasını döndüğü anda okuyacağımızı biliyordu. Arkasını döndü ve balkona yöneldi..

Adam omuzlarından yıllar geçmiş gibi yorgundu. Dizlerinin üzerine çöktü ve avuçlarından kayan kızıllığa baktı. Şimdi kadının yazdıklarını okuyordu. Ben de can atıyordum okumak için ama satırlara adamdan önce dokunmam kadının aşkına haksızlık olurdu. Artık anlıyordu kadının günler süren kırgınlığını. Kadın adama çok güvenmiş, omuzlarına çok yük vermişti böylece. Bu kadarının hakkı olduğunu düşünmüştü. Oysa adam bir şey vaat etmemişti kadına. Adamın çıktığı uzun yolculuğa diyeceği yoktu kadının; sonuçta bir düğümün çözülmesi için gittiğini biliyordu. Fakat adam yorulup dinlenmek istediğinde birkaç dakikalığına da olsa kendine uğrayacağını düşünmüştü. Günlerce bekledi. Umutluydu adamın tekrar gittiği gerçeğini kabullenene kadar...

Adam duyabileceğim bir ses tonuyla okuyordu hala merakımın farkında olduğu için. Kadının aşkına doku olan şeyin bu ses olmasından şüphe duymuyordum artık. Kırgınlığın son satırlarına geldiğini anlamıştık ikimiz de. Devam etti okumaya..

Ama neden haber vermemişti kadına? Bilmiyor muydu beklediğini? Biliyor olmalıydı, hatta buna emindi kadın. En azından haber veremez miydi gelemeyeceğini? O zaman böyle kanamasına gerek kalmazdı. Yine üzülürdü ama mantıklı bir açıklaması olduğunu bilir ve içi rahat ederdi, kırılmazdı. Bu suskunluğa bir son olacaktı dökülen kızıllar. Açıkça adama soruyordu zihni "Niye?" diye. Bu kadar mıydı verdiğin değer?..

Ayağa kalkacak gücü bulmuştu adam kendinde saatler sonra. Ya da kadının bu kadar kolay kırılması karşısındaki şaşkınlığı üzerinden atarak kadına cevap verecek gücü buldu demek daha doğru olur. Ellerine bulanşanlardan tiksinmiyordu ve bir çırpıda üzerine siliverdi. Kendinden emin adımlarla balkona yürüdü. Perdenin sıyrılan kenarından adamın bir şeyler söylediğini görüyordum. Duyamasam da adam ne derse desin, ya da ne kadar sürerse sürsün kadının yaralarına.. Eninde sonunda kadının yumuşayacağına emindim. Ne de olsa aşıktı..

Kadının bana bakıp ne düşündüğümü bildiğini fark edince utanıp ne kadar merak edersem edeyim odanın kapısını kapattım ve dışarı çıktım; kadının döktüklerine saygım sonsuzdu..


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder