Canım Beyhan. Afrika’nın ya da Ortadoğu’nun bir ücrasında, yaşadığı ortamın aksine gözleri cam gibi parlayan; siyah beyaz çekilmiş ve hafif hırpani çocuk fotoğraflarındaki o güzel bakış vardır Beyhan’ımın yüzünde. İki koca gamzesi, geniş yüzüne cuk diye oturan kalın kaşlarıyla tanıdığım en babacan, en sıcak surat Beyhan’ındır. Kış günü lacivert kazağımdır Beyhan.
Beyhan’ın çok sevdiğim bir oyunu vardı. Meşhur heykelli parkta, kalabalığın nispeten daha yavaş aktığı bir banka oturur, etraftan geçenleri izlerdi. Dikkatini çeken birini sadece önünden gelip geçtiği süre boyunca birkaç bakışla; nezaketle ve ürkekçe süzerdi. Sonra beni bir anda o kişinin zihnine soktuğunu sanırdım. Bir ‘an’ yazardı önce dudağının kıvrımından ya da kaşındaki bir titremeden. Sonra bir güne büyütürdü. Bir ömrü böyle tahmin ederdi. Bazılarına eklerdim, bazılarından çıkartırdım, bazılarında ise kaybolurdum. Aynısını bana da yapar mısın acaba bir gün diye şakalaşır ama içten içe korkardım. O oyunun büyüsü bozulacak sanardım sanıyorum. Canım arkadaşım Beyhan. Hiç yapmadı bana numarasını korkmayım diye. Hiç beni öyle süzdüğünü görmedim; böylece ve öylesine ona güvendim.
Kış gelirken ve ellerim cebimde üşüyerek bir parktan geçerken canım Beyhan geldi aklıma. Lacivert kazağım. Oyunumuzu oynamaya karar verdim.
O esnada Sabriye teyze çarptı gözüme o olduğunu tam idrak edemeden. Evet evet oydu. Çok iyi bildiğim ama hiç tanımadığım biriydi. 55-60 yaşlarındadır diye tahmin ediyorum, aslında oldukça genç sayılır Sabriye teyze. Okur yazarlığı yoktur pek. Kendi kendine öğrendiği bazı harflerden yarım yamalak cümleler okuyabiliyor sadece. Ama ne merhametli kadındır. Yol boyu kedilerin tümüne yem ve su vermeden gözüne uyku girmez saat kaç olursa olsun. Dönüş yolundaysa çiçekleri kontrol eder, bir ihtiyaçları var mı muhakkak bakar. Sırtı bükülmüştür daha şimdiden. Gözlerinin feri sönmüştür, baktığında içini sızlatan bir yanı vardır. Hayırsız bir kocası vardır, varlığıyla yokluğu birdir. Ne evin yolunu bilir, ne Sabriye teyzenin ne yiyip ne içtiğini. Sabriye teyzenin gençliğini yavaş yavaş boyalardan, renklerden arıtmıştır. Resme küstüren de o’dur. Renklerinden geriye bir tek örgü Fransız beresi ile uçları kesik eldivenleri kalmıştır Sabriye teyzenin. Hüzündür ve aynı zamanda güvendir Sabriye teyze. Gözümü kapattığımda sobada kaynayan, sarı kızıl ıhlamuru anımsatır bana.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder