1 Ocak 2011 Cumartesi

2 yıl biter...

"Saatler önceye ait gibi
İki yıl öncenin akrebi"

Duruyorum.. Ya da yeni başlıyorum yazmayı kestiğim yerde. Tüyler ürpertici bir soğuk buhar ten evimden vuruyor dakikalarca. Yine beyne tecavüz sancıları iniyor şakaklarımdan. Korku filmlerinde eksik olan o hissi duyumsamak güldürüyor aslında katlimi izlerken. Cemil'in sözleri çalıyor kulak zarımı, sağırlıktan hoştur eline bulaşan kekremsi leke..

-Kendini bırak, sakinleş. Eğer olacaksa zaten olur.
" Rüzgarı oldukça yanar gül
Rüzgarı varsa döner.. Gül "

Öyle sakinim ki artık benim dışımda herşey isyan edebiliyor gidişine. Bense Cemil'in dürtüsüyle veriyorum kalan ruhumu da sana. Gözlerim boş. Dilim boş. Rüzgara dönmeni bekliyorum, yanmanı bekliyorum. Güleceğim ruhumu alınca. Bir yarısı sende kalabilir ama. Hatırlamalısın o ruhun sana ait olduğunu. "Söyle, ne zaman kirlendik?" sorusunu diline yakıştıramayacak kadar utandıracak temizlikte birşey.

"Çağlar gibi imge olurum
Çağlarım
Ağlarsın.."

Bu kadar sakin beklemeyi yadırgamıyorum. Ruhunu teslim ettiğini iddia eden bir canlı edasıyla süzüyorum etrafı, vazgeçmiş gibi görünsem de yok öyle yağma. Cinnet girişi zebanileri romantizmine yakışır bir gösteriyle sembol"his"t ihtişamına tapınıyorum. Cemil'i dinlerken gerçekten köprüden geri dönmekten korkuyorum.

Mona Roza'yı bilmeyen yoktur. Bir de hikayesini dinlemelisin. O gözlerin aslını gören bir suretin şokunu tanıdım. Bir sevginin tam anlamıyla ölümsüzlüğünü, onurunu ve asaletini.. Karakoç'un yoluyla aynı başlangıcı tatmıştım bilmeden. Sonum da öyle mi olacak dersin? En azından asaletim yerini alır..


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder