1 Ocak 2011 Cumartesi

Aslı Astarı

Sessizce yaklaştı aslı. ağladığını görmüştüm, yaklaşmıştım ama dokunamazdım; yarası vardı. Ağladığını görmüştüm..

Aslı seviyordu, aşıktı aslı. Ayrıydı ama olsun; buluşuyordu, konuşuyordu. Buluşuyor, konuşuyor ama bilmiyordu aslını astarını. Birkaç dakika önce öğrenmişti sevgilisi olduğunu. Tabi ağlardı; başka kim kahredebilirdi o etten kemikten kostümlü balo iblisine.

Sessizce yaklaştı aslı. Güven vermiştimve rahat hissediyordu yanımda. Herkes konuştukça bir ben susmuştum ayrı düştüğünde bile. Ben de yaşamıştım. O kadar benimsediğin, özüne buladığın astarını nasıl unuturdun?

İlkinde ben açmıştım kollarımı mesken edinsin diye. Şimdiyse o limanına koşmuştu. Kollarımdaydı aslı, hıçkırmaya başladı baskın yediğinde. kapılarını açıp anlattı, annesine sarılır gibi sarıldı ve dinledim sadece. Narindi.. Kendimi aslının yerine koyup düşünüyordum öte yandan: Astarım gelince ya asıllığımdan çıkarsam? Aslının durumuna düşer de "aslı astarı yoktu" cümlesini duyarsam? Beynimde bu cümlenin telaffuzu yoktu.

Saatlerce yürüdük kutbumla o gün. Yakışıp yakışmadığını bilmediğim o gülücükler yüzümdeydi; ne olursa olsun onların yeri belliydi zaten ama beynim harıl harıl savaşıyordu benimle. Oturup birer sigara yaktık kutbumla. Tabi sen bilmezsin, tam iki senedir yani 19 Aralık'tan beri dumanlıyım. Zayıflık diyeceksin; zayıflatmıştın antikor gibi bu virüs vitrini. Saatin tıkırtıları yavaşlardı ben dumanlıyken. Ağzımı açıp "Ya aslı astarı yoksa? " diyebildim. Çok çatıştım kutbumla. Ama kutbum bile sana konduramadı. Susturmaya, unutturmaya çalıştı; iyi düşüneyim ve üzülmeyim istiyordu tüm şefkatiyle. Kıyamazdı arkadaşına.

O gece ağladım. Vazgeçmeliyim aslı gibi olmamak için dedim ama uyurken kulağımda yüksek sadakat vardı. Gece kendi kendine çalmış. Sabah "vazgeçmek mi? " diyerek uyandırdı beni sevgilim. Karşı koyamazdım ve biliyordu zaafımı. Tam gözümü açarken öpüp kaçtı. Aslını astarını anlayamadan..


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder